-
Fatih Coşkun
cskn.fth@gmail.com
20 Okunma
Futbolda bazı sorunlar vardır, puan tablosuna bakarak anlayamazsınız. Puan kaybedersiniz, kötü oynarsınız, gol yersiniz. Bunların hepsi futbolun içinde vardır. Ancak bir takım aynı sorunları tekrar tekrar yaşıyorsa artık sadece taktikten, kadro kalitesinden veya şanssızlıktan söz edemezsiniz. Orada başka bir şey vardır: Zihinsel bir eşik.
Beşiktaş'ın deplasman meselesini biraz da buradan okumak gerekiyor.
Siyah-beyazlı takım kendi sahasında başka, deplasmanda başka bir kimliğe bürünüyorsa bunun üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekir. Çünkü büyük takım olmak yalnızca kendi taraftarının önünde rakibe baskı kurmak değildir. Büyük takım, rakibin sahasında da kendi karakterini koruyabilen takımdır.
Beşiktaş'ın bugün aşması gereken eşik tam olarak budur. Bu noktada teknik direktör Vincenzo Italiano'nun yaklaşımı ve futbol anlayışı da büyük önem taşıyor.
Beşiktaş önce kendi korkusuyla yüzleşmeli
Bir futbol takımının sahada yaşadığı en büyük kayıplardan biri özgüvenini kaybetmesidir. Çünkü özgüven gittiğinde futbolcunun ayağındaki top da ağırlaşır, vereceği pas da zorlaşır, alacağı karar da gecikir.
Beşiktaş'ın deplasman maçlarında zaman zaman ortaya çıkan panik havası, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri.
Bir gol yenildiğinde bütün planın bozulması, birkaç pas hatasından sonra takımın telaşa kapılması, oyuncuların sorumluluk almaktan kaçınması... Bunlar yalnızca teknik sorunlar değildir. Bunlar aynı zamanda zihinsel dayanıklılık meselesidir.
Oysa futbolun basit bir gerçeği vardır: Maç doksan dakikadır. İlk on beş dakikada gol yemek de, devreye geride girmek de, rakibin baskı kurması da dünyanın sonu değildir.
Beşiktaşlı futbolcuların bunu yeniden hatırlaması gerekiyor.
Italiano'nun futbol aklı Beşiktaş için önemli bir fırsat
Vincenzo Italiano denildiğinde akla gelen ilk özelliklerden biri hücum futboluna verdiği önem. İtalyan teknik adamın oyun anlayışında yalnızca sonucu beklemek değil, oyuna hükmetmek ve rakibi kendi planına göre hareket etmeye zorlamak önemli bir yer tutuyor.
Italiano'nun futbol felsefesinde önde baskı, hareketlilik, topa sahip olma ve hücum organizasyonları öne çıkıyor. Bu yaklaşım, Beşiktaş'ın ihtiyaç duyduğu özgüven dönüşümü açısından değerli bir fırsat olabilir.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Hücum futbolu oynamak, kontrolsüz risk almak anlamına gelmiyor.
Italiano'nun Beşiktaş'a kazandırması gereken en önemli alışkanlıklardan biri, hücum ederken takım savunmasını da unutmamak. Rakip sahada cesur olmak kadar top kaybedildiğinde doğru pozisyonu almak da önemli.
İtalyan teknik adamın oyun anlayışı doğru uygulandığında Beşiktaş, deplasmanlarda yalnızca savunma yaparak ayakta kalmaya çalışan değil, kendi futbolunu rakibine kabul ettiren bir takıma dönüşebilir.
Kaybetme korkusu, kazanma arzusunun önüne geçmemeli
Bazen bir takım kazanmak için değil, kaybetmemek için sahaya çıkar. İşte tehlike de burada başlar.
Kaybetmemeyi düşünen futbolcu risk almaktan çekinir. Topu ileri taşımak yerine geriye oynar. Boş alana koşmak yerine bulunduğu yerde kalır. Bir hata yapmamak için mücadele ederken oyunun doğal akışını kaybeder.
Beşiktaş'ın deplasmanda bu psikolojiden uzaklaşması gerekiyor.
Elbette her deplasmanda rakibi ezmek, sürekli hücum etmek veya doksan dakika baskı kurmak mümkün değil. Ancak kontrollü oynamakla korkarak oynamak arasında çok büyük bir fark var.
Italiano'nun burada oyuncularına aşılaması gereken düşünce oldukça basit: Rakibin sahasında oynamak, rakibinden çekinmek anlamına gelmez.
Bir gol yemek, bir maç kaybetmek anlamına gelmez
Beşiktaş'ın üzerinde çalışması gereken konulardan biri de maçın kırılma anlarını yönetebilmek.
Deplasmanda yenilen bir golün ardından futbolcuların telaşa kapılması, takımın bütün dengesini bozabiliyor. Oysa iyi takımların farkı, kötü anları nasıl yönettiklerinde ortaya çıkar.
Rakip baskı yapıyorsa oyunun temposunu düşürmek, orta sahada topa sahip olmak, gerektiğinde uzun oynamak ve savunma güvenliğini yeniden kurmak gerekir.
Bazen en büyük hücum, rakibin baskısını kırabilmektir.
Italiano'nun taktiksel yaklaşımının burada belirleyici olması beklenir. Oyunun sıkıştığı anlarda alternatif planlar geliştirmek, oyuncu değişiklikleriyle maçın ritmini değiştirmek ve takımın panik yapmasını engellemek teknik direktörün önemli sorumlulukları arasında.
Italiano sadece taktik değil, özgüven de kazandırmalı
Bir teknik direktörün başarısı yalnızca sahaya sürdüğü dizilişle ölçülmez. Özellikle büyük takımlarda oyuncuların kendilerine ve takım arkadaşlarına duyduğu güven de en az taktik kadar önemlidir.
Italiano'nun Beşiktaş'taki en önemli görevlerinden biri, futbolcuların hata yapma korkusunu ortadan kaldırmak olmalı.
Oyuncular sahada sorumluluk almaktan çekinmemeli. Bir pas hatasından sonra oyundan kopmamalı. Takım geriye düştüğünde birbirine sırtını dönmek yerine daha fazla kenetlenmeli.
İyi bir teknik direktörün farkı, işler yolundayken değil, işler kötüye gittiğinde ortaya çıkar.
Italiano'nun oyuncularına kazandıracağı en değerli özelliklerden biri de bu soğukkanlılık olabilir.
Orta saha, takımın aklı olmalı
Bir takımın deplasmandaki karakterini belirleyen bölgelerin başında orta saha gelir.
Orta saha oyunu kontrol edemiyorsa savunma sürekli baskı altında kalır, hücum oyuncuları ise topla buluşmakta zorlanır. Böyle bir tabloda takımın telaşa kapılması kaçınılmaz hale gelebilir.
Beşiktaş'ın merkezde daha fazla sorumluluk alan, topun kıymetini bilen ve oyunun temposunu ayarlayabilen oyunculara ihtiyacı var.
Italiano'nun oyun felsefesinde orta saha bağlantıları ve hücum geçişleri önemli bir yere sahip. Bu anlayışın Beşiktaş'a doğru aktarılması, takımın hem topa sahip olma hem de rakip yarı alanda etkili olma becerisini geliştirebilir.
Her topu hızla ileri taşımak zorunda değilsiniz. Bazen rakibin temposunu bozmak, birkaç doğru pasla takımın nefes almasını sağlamak da maç kazandırır.
Şampiyonluk, büyük maçlardan çok küçük puanlarda gizlidir
Beşiktaş taraftarı doğal olarak derbileri, büyük maçları ve rakiplerle oynanan karşılaşmaları önemser. Ancak şampiyonluk yarışının gerçek hikâyesi çoğu zaman kimsenin fazla konuşmadığı deplasmanlarda yazılır.
Anadolu deplasmanında alınan bir galibiyet, sezon sonunda derbi galibiyeti kadar değerli olabilir. Çünkü şampiyonluk yalnızca rakiplerinizi yenerek değil, puan kaybetmemeniz gereken maçlarda ayakta kalarak kazanılır.
Beşiktaş'ın artık deplasman maçlarını ayrı bir psikolojik mücadele olarak görmeyi bırakması gerekiyor.
Her deplasman yeni bir korku, yeni bir baskı veya yeni bir sınav olmamalı. Futbolcular sahaya çıktıklarında rakibin kim olduğundan önce kendi oyunlarına inanmalı.
Beşiktaş'ın ihtiyacı olan şey zihinsel bir devrim
Vincenzo Italiano'nun Beşiktaş'a kazandırabileceği en önemli değerlerden biri, takımın oyun kimliğini yeniden inşa etmek olabilir. Hücum cesareti, taktiksel disiplin ve oyunculara duyulan güven bir araya geldiğinde deplasman performansında da değişim yaşanabilir.
Ancak bu dönüşüm bir günde gerçekleşmez. Futbolcuların yeni oyun anlayışını benimsemesi, birbirine güvenmesi ve zor anlarda panik yapmak yerine çözüm üretmesi gerekir.
Beşiktaş'ın deplasman fobisini çözmek için önce zihnindeki bazı alışkanlıkları değiştirmesi şart.
Benim düşüncem şu: Beşiktaş'ın ihtiyacı yalnızca iyi bir taktik değil, oyuncularına yeniden büyük takım olduklarını hatırlatacak bir futbol aklı. Italiano'nun hücum odaklı anlayışı ve oyun üzerindeki kontrol arayışı bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunabilir.
Çünkü büyük takım olmanın ölçüsü, işler yolundayken nasıl oynadığınız değil, işler ters gittiğinde nasıl ayakta kaldığınızdır.
Beşiktaş artık deplasmanlara kaybetmemek için değil, kazanmak için çıkmalı. Önce korkuyu yenmeli, sonra rakibini. Şampiyonluk yolunun kapısı da tam olarak buradan açılıyor.

Yorumlar (0)